TR EN

Uğur Yücel ve Ulusal Yarışma Töreni düne damgasını vurdu!

FESTİVALDE DÜN / 31 EKİM 2019

UĞUR YÜCEL: KOMEDYEN DEĞİLİM Yönettiği ilk film “Yazı Tura” ile 2004’te Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Film ve En İyi Yönetmen dahil 11 dalda altın Portakal kazanmış, yönetmen, oyuncu, senarist ve yapımcı Uğur Yücel, Öğle Sohbetleri programının konuğuydu.

Uğur Yücel: Öncelikle komedyen olduğumu düşünmüyorum. Bu çarpıcı bir gerçek olacak. Çünkü böyle bir hedefim hiç olmadı. Ama çocukken her şeyi taklit edebiliyordum. Sonra bir gün tiyatrodan para kazanamadığımı fark ettim ve şovmenliğe yöneldim. Burada daha çok para olduğunu gördüm. Tiyatroda beş ayda kazandığımı şovmenlikte bir gecede kazanmaya başlayınca biraz da paraya kapıldım sanırım. Komedyenliğim budur. Sosyal içerik meselesi hiçbir zaman konuşulmaz sinemada. Bir araya gelinip sosyal ve içerikli bir iş yapalım denilmez, mümkün değil. Tabi senaryonun içeriğine dikkat ediyoruz. Ben ne anlatıyorum filmde diye bakılıyor. Yola çıktığınızda ticari bir film yapalım ya da sanat filmi yapalım gibi şeyler olmuyor.

Esası şu, her sanat üreticisi eserinin bir yerlere gelmesini ister. Ödül almayı da ister tabii. Bu da yarışma kazanır, bu çok ödül alır diye başlanmıyor. Bunu söyleyemezsin, ancak film bitip izlendikten sonra reaksiyon alınabiliyor. Mesela “Yazı Tura” filmimde Nuri Bilge Ceylan ve Zeki Demirkubuz filmi birlikte izlemişler. Ertesi gün bir araya geldiğimizde çok güzel şeyler söylediler bana. Bizim dünyada pek olmayan bir şey bu, birbirine destek olmak falan yoktur pek. Birileri bu filmi yarışmaya göndermiyor musun Antalya'ya dediler ve film kabulünün bitmesine bir gün vardı. Göndermem için ısrar edilince gönderdim. Antalya'ya geldik, film on beş dalda aday oldu, on bir tane ödül aldı. Bu güzel bir şey. O gün şunu hissettim, film sadece benim değil ki, filmde oynayan oyucular var, sanat yönetmeni var, müziğini yapan vs. var. Hoş, benim zaten ödül merakım yok, öyle evde ödüllerimi dizdiğim bir köşem de yok. Ama sahnede çok duygulandım, ağladım; çünkü Bahri Beyat hayatının kırk beş, elli yılını tiyatroya vermiş, sinemada hiç yer bulamamış neredeyse ve bir tane bile ödülü yok. Yıllarca Nejat Uygur'la çalışmış bir sanatçı. Böyle bir insana En İyi Yardımcı Oyuncu Ödülü aldırmak benim için büyük gurur oldu, ağladım o gece. Ondan sonra yaptığım bütün işleri yarışmaya göndermeye başladım.

“ŞİİR İRAN KÜLTÜRÜNÜN BİR PARÇASI” Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması’nda yer alan ve Reza Mirkarimi’nin yönettiği “Şirin’in Kalesi”, Türkiye’de ilk kez 56. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde seyirciyle buluştu!

Reza Mirkarimi: İran kültüründe şiirin ayrı bir önemi var. Bu nedenle filmlerin çoğunda şiirsellik var. (…) Mekânı ve zamanın değişimini daha iyi görebilmek için araba içi çekimleri tercih ediliyor. Araba içi çok özel bir mekân. Tabii ki bu durum hepimizi çok zorluyor dar bir alanda çekim yapmak. Hele de çocuklarla ve dar bir yerdeyseniz çekim işi gerçekten zorluyor hepimizi.

TÜRKİYE SİNEMASININ DÜNÜ, BUGÜNÜ VE YARINI Yönetmen, oyuncu, yapımcı, dağıtımcı ve sinema yazarlarını bir araya getiren ve sansürden dağıtım ağına, sektördeki türlü sorunların konuşulduğu “Türkiye Sinemasının Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı panel yapıldı. Yamaç Okur’un moderasyonunda yapılan panele, akademisyen Hülya Uğur Tanrıöver, Başka Sinema’nın direktörü Azize Tan, “Neredesin Firuze”, “Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?” filmlerinin yönetmeni Ezel Akay, 2014’te Antalya’da Dr Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü’nü aldığı “Sivas” ile tanıdığımız Kaan Müjdeci, Bir Film’den Kemal Ural, Mars Film’den Serdar Can, “Gemide”, “Köprüdekiler”, “Çoğunluk”, “Murtaza” filmlerinin yapımcısı Sevil Demirci, Televizyon ve Sinema Filmi Yapımcıları Meslek Birliği (TESİYAP) Genel Sekreteri Avukat Burhan Gün ve yönetmen Nalan Sakızlı konuşmacı olarak katıldılar.

ALİ AYDIN: “KRONOLOJİ ÖNYARGIYI ANLATIYOR” Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması filmlerinden “Kronoloji” gösteriminin ardından yönetmeni Ali Aydın, Birkan Sokullu ve Cemre Ebüzziya, seyircilerin sorularını yanıtladı.

Ali Aydın: İlk filmin kurgusunu yapıyorken yazdım bu filmin senaryosunu. Ben senaryo yazmayı çok seviyorum. Türkiye’de film çekebilmek için çok fazla literatür var ve bu durum bir filmin ortaya çıkışını uzatıyor. Fon alabilmek için çok uğraşmanız gerekiyor. Türkiye’de sinema sektörü çalışmaları gittikçe zorlaşır hale geliyor.

Türkiye sineması gittikçe muhafazakarlaştı ve tektipleşti. Filmlerimde yeni tarzlar denemeyi seviyorum. Güzel bir şey yakalayabilmek için birçok şey denemeniz gerekiyor. Ben de bunları denemeliydim ve filmi İstanbul’da çektik bu yüzden; çok fazla deneme imkânım oldu.

Bu film önyargıyı anlatan bir film, filmi izlerken Nihal’e herkes önyargı ile yaklaşmıştır muhakkak. Aslında yapmaya çalıştığım şey de buydu. Film iki bölümden oluşuyor ve iki farklı bakış açısı sunuyor izleyiciye. Başka mekân, başka dizayn, başka kamera açısı kullandık filmin yarısından sonra. Bir insan kendi karısını öldürüp, küvette kesip parçalara ayırdıktan sonra ormana gömecek hale nasıl gelebilir? Asıl sordurmak istediğim soru buydu.

Cemre Ebuzziya: Bir kadın olarak filmden ziyade film araştırması yapmak beni çok zorladı. Kadınlar bu ülkede ne yaşıyorlar, nelere maruz kalıyorlar, kadınlar neden şiddete veya cinayete maruz kalmak zorundalar? Bunları araştırıyorken çok zorlandım. Bir de filmde küvet sahnesini iki günde çektik biz ve ben iki gün boyunca küvette aynı pozisyonda uzandım kaldım.

ALİ ÖZEL: “KİMSE DİĞERİNİ DİNLENMİYOR” Ulusal Uzun Metraj Yarışması’nın son filmi “Bozkır”, seyirciyle buluştu. Gösterimin ardından yönetmen Ali Özel, Ahmet Özel, Emre Ünal, Elif Aydın ve Mücahit Koçak, seyircilerin sorularını cevapladı.

Ali Özel: “Bozkır” ismi aslında metaforik bir anlam olarak konuldu. Sertliği, insan duygularındaki sertliği yansıttığı için. Filmdeki karakterler de öyleydi. Projeyi baba oğul çekişmesi üzerine kurmayı düşünmüştüm daha önce, çekim yapmayı planladığımız bölgede baraj inşaatı vardı, bu sebeple projeyi biraz değiştirerek baraj hikâyesini de filmin içine kattık. Türkiye'nin son derece önemsediğimiz meselelerinden birisi bu; bazı değerleri yok ederek bir yerleri su altında bırakmak. Kentte yaşayan insanlar için bir gereklilik olduğunu düşünüyorum ama kırsalda, barajın yapıldığı bölgelerde çok fazla insana dokunduğunu da biliyorum. Bence bu ciddi bir sorun. Bir taraftan toplumsal belleği de yok etmek diye görüyorum bunu. Film de zaten bir geçmişin kaybolması üzerine bir hesaplaşmayla ilgili. Bu da empati yeteneğimizin kaybolması, birbirimizi anlamamamızdan kaynaklı. Dar alanda bir aile içinde baba ve oğul arasındaki birbirini anlamayan, dinlemeyen, her şeyin yok olduğu bir durum üzerinde durmaya çalıştık. 

Bir kayıp var ailede ve kalan diğer aile fertlerinin birbirlerini anlamaması, dinlememesi üzerine kurulu “Bozkır”. Filmdeki karakterlerin hiçbiri diğerini dinlemiyor. Hepsi olayın içindeymiş gibi yaşıyor, aynı yerde yaşıyor, birlikte hareket ediyorlar ama herkesin başka bir fikri var ve o fikirden hareketle davranıyor.

Ahmet Özel: Arazi ortamında çekimler yaptık. Öyle olunca istediğiniz zaman elinize bir değnek alabilir istediğiniz zaman da atabiliyorsunuz. Sette yönetmenden başka kimsenin sözü geçmiyor, ama ben boş bulunup yönetmenden habersiz değneği atmışım. Oyunculuk bana teklif edildiğinde ben zaten hayatımı buna benzer şekilde yaşadığım için bana farklı değil, yakın geldi. Tabi kamera karşısında olmak başka bir şey, başta tereddütlü olsam da başaramayacağıma dair oğlum ısrar edince, tamam dedim. Ekip arkadaşlarım ve yönetmen sağ olsunlar babalarıymış gibi davrandılar. Bu sebeple pek zorlanmadım.

ULUSAL KISA FİLM HEYECANI SON BULDU Ulusal Kısa Film Yarışması’nın son ve üçüncü seçkisi bugün Ablam, Ben Değilim, Orada, Bugün Ölmek İstemiyorum ve Ah, Asuman! ile gerçekleşti.

BU HİKAYEDEN KİMSE BAHSETMEMİŞ Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda yarışan, Dana Budisavljevic’in yönettiği “Diana B.’nin Hatıra Defteri”nin gösterimi yapıldı.

Dana Budisavljevic: Diana üst sınıf bir aileden ve gerçekten bu hikâyeden hiç bahsedilmedi. Diana ölene kadar bu hikâyeden hiç bahsetmemiş ancak öldükten sonra 1980’li yıllarda torunu bu defteri bulunca hikâye gün yüzüne çıkıyor. Tam bu belgeler ortaya çıkacakken Sırbistan’da savaş çıkıyor ve ortaya çıkması yine erteleniyor. Bu günlük 2010 yılında elime geçti ve film yapmaya karar verdim. Filmi yapmam da 10 yıl sürdü. Çünkü Diana ile ilgili çok araştırma yapmamız ve bu çocukları da bulmamız gerekti. Sadece araştırma aşaması üç yıl sürdü. Öte yandan bu benim ilk uzun metraj filmim olduğu için kaynak için destekçi bulmam zor oldu. Bu yüzden küçük bütçeyle nasıl çekebileceğimizi düşündük. Bir yerde de aslında düşük bütçemiz olduğu için mutluyum çünkü çok gerçekçi oldu. Öte yandan hem Sırbistan hem de Hırvatistan’da tartışmalar yaratan bir süreç oldu.

Başlangıçta belgesel film yapmak istemiştim ama hikâyede yaşayanlar çok az kalmıştı ve bilgilerimiz günlükte olanlarla sınırlıydı. Filmde de gördüğümüz hayatta kalanların filmde olmasını önemsedim, anılarını kendi ağızlarından anlatmaları gerekiyordu. Bir yanda da tarihin ayırdığı Diana ve çocuklarını sahnede bir araya getirmek istedim.

54. VE 55. ULUSAL YARIŞMA ÖDÜL TÖRENİ Son iki yıldır İstanbul’da düzenlenen Ulusal Yarışmalar’ın Antalya töreni yapıldı. İki yıl önceki festival yönetiminin iptal kararının ardından yönetmen Kaan Müjdeci’nin organizasyonuyla festivalle aynı tarihlerde yapılan alternatif yarışmanın kazananları, bu kez ödüllerini evinde almak için Antalya’ya geldiler ve gerçek ödüllerini evinde, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde aldılar.

54. Ulusal Yarışma’da En İyi Film seçilen “Daha” ile Onur Saylak, “Put Şeylere” filmiyle En İyi Yönetmen seçilen Onur Ünlü, “Körfez” ile En İyi Senaryo Ödülü’nü alan Emre Yeksanve Ahmet Büke, “Kar” ile En İyi Kadın Oyuncu seçilen Hazar Ergüçlü ve “Daha” ile En İyi Erkek Oyuncu kategorisinin kazananları Ahmet Mümtaz Taylan ve Hayat Van Eck; 2018’de En İyi Film seçilen “Yol Kenarı” nın yönetmeni Tayfun Pirselimoğlu, “Renksiz Rüya” ile En İyi Yönetmen seçilen Mehmet Ali Konar, En İyi Senaryo’nun sahibi “Sibel” filminin yazarları Çağla ZencirciRamata Syve Guillaume Giovanetti; oyuncu ödüllerinin kazananları Damla Sönmez (Sibel) ve Tansu Biçer (Yol Kenarı), ödüllerini aldılar.

FESTİVALDE BUGÜN / 1 KASIM 2019

Oyuncu, yazar ve yönetmen Ercan Kesal’in söyleşisi Perge Salonu’nda ücretsiz izlenebilir. Cenk Ertürk’ün Adana’da En İyi Film seçildiği Nuh Tepesi ve Emin Alper’in İstanbul Film Festivali’nde En İyi Film Ödülü’nü alan Kız Kardeşler filmleri ekip katılımıyla gösterilecek. Muhsin Ertuğrul’un 1927 yapımı sessiz filmi “Tamilla”, canlı müzik eşliğinde gösterilecek ve Türkiye’de ilk kez seyirciyle buluşacak. 56. Antalya Altın Portakal Film Festivali, Kapalı Spor Salonu’nda yapılacak ve halkın katılımına açık ve ücretsiz olacak Kapanış ve Ödül Töreni ile son bulacak. Saat 20:00’da başlayacak tören, CNN Türk ekranlarında canlı olarak yayınlanacak.

Tümünü Göster